
Hukuk kandırmacası nereye kadar gidecek?
Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun yayınladığı y-muhtıra’yı okudunuz. Genelkurmay’ın 27 Nisan’da yayınladığı e-muhtırasından daha geri kalan türden değildi. Zaten onların niyeti, ötekilerden geri kalmak değil bir adım daha ileri gitmekti.
1960’da bir kanlı bir darbe yapıldı. Türkiye yıllar süren istikrarsızlığa sürüklendi. Askeri birbiriyle çarpıştırdılar. Albay Talat Aydemir’in başını çektiği karşı darbe girişimi sonucu binlerce asker, harekete geçti.
Başta Ankara olmak üzere bütün Türkiye haftalarca uykusuz günler geçirdi. Ankara Radyosu birkaç gün içinde üç kez el değiştirdi. (Ankara Radyosu ifadesini lütfen hafife almayın. Radyoyu ele geçiren ihtilal yapıyor demekti.) Böyle trajikomik bir dönem sonunda Türkiye’nin önüne bir Anayasa dayatıldı. Adı 1961 Anayasası oldu.
Ortaya Anayasa Mahkemesi diye bir mahkeme ihdas edildi. Her şeyin tepesine oturtulan bir ihtilal ürünü oldu. Dahası yetmedi, “Seni buraya tıkan güç böyle istiyor” diyerek Adnan Menderes ve iki bakanı idam sehpasına gönderen, hukukun yüzkarası olan yargıç Salim Başol, ödüllendirilerek Anayasa Mahkemesi’nin üyesi yapıldı.
Bunun adına hukuk dediler.
Türkiye’yi bu Anayasa yıllarca idare etti. Ardından bu Anayasa ancak yine bir muhtıra sonrasında değiştirildi. Askerin ülkenin üzerinde gölgesinin bulunduğu bir dönemde. Yani 1971 Muhtırasından sonra.
Bu ihtilal ürünü Anayasa’ya bir daha kimse dokunamadı. Ta ki 1980’de ülke idaresine yine askerler el koyuncaya kadar.
1960 ihtilalinin dayatması olan Anayasa, ancak bir başka ihtilal döneminde yeniden yazıldı. Bir hesaplaşma metni olan 1982 Anayasası ise ülkeyi taşımaktan çok gerilerde kaldı.
2007 yılına kadar defalarca değişikliğe uğradı. “Yamalı bohça” ifadesi bile mevcut Anayasa’yı ifade etmekten aciz kaldı.
22 Temmuz 2007 seçimlerinde bir parti, “Ben bu Anayasa’yı değiştireceğim” diyerek halka gitti. Halkın yüzde 47’sinden oy aldı. Toplumun yüzde 80’i yeni bir anayasa metninin hazırlanmasına taraftar olduğunu ortaya koydu.
Ne var ki ihtilal ürünü organlar, “Bu Anayasa’yı değiştiremezsin” diye diretti. Halkın oylarıyla iktidara gelen parti öte yandan ses verdi. “Ben değiştireceğim ama 367 oy alsa bile bu değişikliği halkın onayına sunacağım” diyor.
Beriki bağırmaya başladı. Asla değiştirtmeyeceğini, Anayasa’nın ancak olağanüstü dönemlerde değiştirilebileceğini dayattı.
Ben, demokratik, laik ve sosyal hukuk devletine inanan ve ona güvenen bir birey olarak yaptığınız bu siyasi amaçlı çıkışınızdan dolayı sizi kınıyorum.
Ben, yeni yetki verdiğim Parlamento’nun yeni bir Anayasa metni hazırlayıp bunu halkın onayına sunmasını istiyorum.
Ben, Meclis’in Anayasa yapma yetkisine engel olamayacağınızı haykırıyorum.
Ben, ifade ettiğiniz gibi “adına yargı yetkisi kullanmaktan onur duyduğu Yüce Milletle paylaşmak gereğini duyduğunuz” Yüce Milet’in bir ferdi olarak size böyle bir bildiri yayınlama yetkinizin bulunmadığını hatırlatıyorum.
Halkın oylarıyla iktidara gelen bir partiye karşı açılan kapatma davasının iddianamesini kutsayarak, tarafsız değil taraf olduğunuzu net bir şekilde ortaya koydunuz.
Yayınladığınız bildiri, bırakın demokratik meşruiyet zemininde olmayı, hukuki meşruiyetten dahi yoksun bulunuyor.
Dokundurmayacağınızı belirttiğiniz ve kendinize dayanak oluşturduğunuz mevcut Anayasa’nın 138. maddesini bizzat sizler açıkça ihlal ettiniz ve bir muhalefet partisi gibi davrandınız.
***
Türkiye’nin uygar dünya ülkeleri arasında yer alma mücadelesi önünde atılan her adım akamete uğrayacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.
Yapılan açıklamalar, ufkumuzu her gün biraz daha karartır nitelikte. Emin olun ki dünyada bugüne kadar özgürlüklerin önünde hiçbir güç dayanamadı.
Özgürlüklerin eline kelepçe, ayağına bukağı vermeye kalkanlar ister hükümet güçleri olsun ister kendilerinde başka güç vehmedenler olsun.
Ünal TANIK ın Yazısından alınmıştır.