Şair Nabiyi Ağlatan Şiir
Mayıs 6, 2008 yazan: dostsever

Sakın terk-i edebden…..
Sakın terk-i edebden kûy-ı Mahbûb-i Hudâ’dır bu
Nazargâh-i ilâhidir, Makam-ı Mustafâ’dır bu
Felekde mâh-i nev, Bâbüsselâm’ın sîne-çâkıdır
Bunun kandili Cevzâ, matla’-i ziyâdır
Habib-i Kibriyâ’nın hâbgâhıdır fazilette
Tefevvuk-kerde-i Arş-ı Cenâb-ı Kibriyâ’dır bu.
Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-i adem zâil
Amâdan açdı mevcûdât düş çeşmin tûtiyâdır bu.
Muraât-ı edep şartıyla gir Nâbî bu dergâha
Metâf-ı Kudsiyandır cilvegâh-ı enbiyâdır bu
***
Açıklaması:
Burası Allah’ın sevgilisinin beldesidir.
Cenâb-ı Hakk’ın nazar buyurduğu, Ravza-i Nebî’dir.
Bu gökteki yeni ay,
Bâbüsselâm
kapısının yüreği yanık âşığıdır.
Ayın kandili Cevzâ yıldızı bile
ışığının nurunu ondan almaktadır.
Burası, Allah (cc)’ın sevgilisinin
ebedî istirahatgâhının,
türbesinin bulunduğu yerdir ve
fazilet bakımından Cenâb-ı Hakk’ın arşının bile üstündedir.
Bu toprağın ziyâsından,
yokluğun karanlıkları ortadan kalktı.
Bütün yaratılmışların görmeyen gözleri açıldı,
çünkü bu toprak, gözlere şifa veren sürmedir.
Bu dergaha edep ölçülerini gözeterek gir;
çünkü burası meleklerin tavaf ettiği ve
peygamberlerin tecelli ettiği bir yerdir.
**********************************************
Şair Nâbî, Sultan 4. Mehmed döneminde hacca gitmek üzere bir kısım
devlet erkanıyla birlikte yola çıkar. Kafile Medine-i Münevvere’ye
yaklaşmıştır. Vakit gecedir. Resûlullah (sas) Efendimiz’e bir an önce
ulaşma özlemiyle Nâbî’nin gözüne uyku girmemiştir. Fakat kafiledeki
bir paşa, hem de ayaklarını kıbleye doğru uzatmış, uyumaktadır.
Hz. Peygamber’in (sas) beldesinde, edebe aykırı böyle bir gaflet
hâlini bir türlü hazmedemeyen ve çok üzülen Nâbî, içinden gelen bir
ilhamla kasidesini bir anda irticalen söyleyiverir. Kafile şafak vakti
Medine-i Münevvere’ye girmektedir. Ravza-i Mutahhara’nın
minarelerinden sabah ezanı okunmaktadır. Müezzin, ezanın ardından
Türkçe bir kaside okumaya başlar. Nâbî, dikkat eder, okunan kendi
şiiridir. Hemen minarenin kapısına koşar. Müezzine, “Allah aşkına,
okuduğun bu kasideyi nereden öğrendin?” der. Müezzin şöyle cevap
verir: “Bu gece rüyamda Efendimiz’i (sas) gördüm, bana dedi ki: ‘Ya
müezzin kalk yatma. Benim ümmetimden bana âşık bir zât benim kabrimi
ziyarete geliyor. Muhabbetinden benim için şu kasideyi söylemiştir.
İşte bu cümlelerle minareden onu istikbal et.’ dedi. Ben de hemen
kalktım. Abdest aldım. Peygamberimiz’in iltifatına mazhar olan âşık
acaba kimdir diye düşünerek minareye koştum. Öğretildiği gibi okudum.”
Nâbî, “Ümmetimden mi dedi?” diyerek sevincinden oracığa bayılıp
düşer.
ne güzel bir hikaye
yüreğinize sağlık
Allah Razı olsun.
bu yürekler, bu yüksek ruhlar keşke hala aramızda olsalar…
ben Resul-ü Ekremi överek onu yüceltmiş olmadım.ondan bahsetmekle sözlerim güzelleşti.
belki buradan onunla (asm) 5 dakika konuşup çine üstad olan bedevilerin nasıl bir güneşe müteveccih olduğunu anlayabiliriz.
Allah şefaatine nail eylesin.